NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ 18.YILINDA 17 AĞUSTOS DEPREMİNİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ! ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

24 KASIM 2017, CUMA   

34

18.YILINDA 17 AĞUSTOS DEPREMİNİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!

    Yayına Giriş Tarihi: 15.08.2017   Güncellenme Zamanı: 15.08.2017 15:05:19  Yayınlayan Birim: ESKİŞEHİR ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 15.08.2017 14:44:29

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 18. yıldönümü Basın Açıklamamız Tepebaşı Gökkuşağı Cafede Gerçekleştirildi.

 

Şube Yönetim Kurulu Başkanımız Bülent ERKUL`un yaptığı basın açıklaması:

 

DEPREM BİR DOĞA OLAYIDIR, AFETİ İSE ÇOĞU ZAMAN İNSANLAR YARATIR! 

    BU NEDENLE AFET KADER DEĞİLDİR!

 

    Ülke tarihinin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Marmara Depreminin üzerinden 18 yıl geçti. 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli Marmara depremi binlerce insanımızın ölümüne ve yaralanmasına, milyarlarca liralık ekonomik kayba neden oldu. 

    Bu yıl da, 17 Ağustos Depremi`nin yıldönümü nedeniyle bir kez daha depremi hatırlayacağız. Topraklarımızın büyük bir kısmının deprem tehlikesi altında bulunduğunu kısa bir süre sonrada unutacağız. Oysa, uzunca bir süredir Çanakkale, Manisa,  Adıyaman ve İzmir illerimizde, son olarak ta Muğla ilimiz ve ilçeleri depremden nasibini aldı. 6.6 büyüklüğünde olan deprem aynı zamanda bir su hareketine (tsunamiye)  neden oldu. Bodrum ve Datça`da yapılar hasar gördü. 

  Deprem bir doğa olayıdır. Bu gerçek kabul edilmeli fakat bilimin ve mühendisliğin gerekleri de yapılmalıdır. Depremle birlikte ortaya çıkan can ve mal kayıplarını  "kadere" bağlayarak sorumluluktan kaçıp kurtulma anlayışı doğru değildir. Her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışının dışında bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın gerektirdiği işlerin yapılması öncelikler arasında yer almalıydı. Yapılarımızın deprem riski taşıması değil deprem güvenliği olacak şekilde üretilmesi gerekirdi. Bu anlayış doğrultusunda alınacak önlemlerle deprem zararlarını kabul edilebilir sınırlara indirmek mümkün olabilirdi.

    Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın üç temel yolu bulunmaktadır. 

• İlki mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesidir. Bunun için öncelikle mevcut yapı stokunun bir envanteri çıkarılmalıdır.

• İkincisi; yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır. Bu nedenle proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı mühendisler tarafından denetlenmelidir. 

• Üçüncüsü; Deprem zararlarını azaltmanın bir yolu olarak da, tüm yapıların sigorta kapsamına alınması önerilebilir. 

    Değerli Kamuoyu,

   17 Ağustos Depreminin ortaya koyduğu bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Bilimin ve bilimsel bir planlamanın gerekleri yapılarak çarpık, düzensiz ve kaçak olarak üretilen yapıların güvenli ve yaşanabilir bir çevreye dönüştürülmesi gerekiyordu. Bunlar yapıldı mı? Hayır!.. Bunun yerine;  Depreme, su taşkınlarına ve sele teslim edilen kentler yaratıldı. Bugün kentlerimiz deprem afetinin yanında, insan eliyle yaratılan dört yeni afetle karşı karşıya bırakıldı. Kentlerimiz depreme hazırlıklı olmamasının yanı sıra aşağıdaki bu afetleri yaşıyor daha da yaşayacak.

-Sel ve su baskınları doğal bir hal aldı, afete dönüştü.

-Isı adaları oluştu iklim değişti.

-Hava düne göre çok daha fazla kirlendi.

-Yeni inşaat ve kentsel dönüşüm uygulamaları sosyal ve toplumsal sorunları artırdı.

   Depreme karşı yapı stokunun güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni sorun alanları yaratıyor. Daire alanlarının küçülmesi kat sayısı ve daire sayısının artmasına neden oluyor. Sokak ve mahallenin alt yapısı aynı kalmasına rağmen aile sayısı ve nüfusun artması otomobil sayısını da artırıyor. Kentin fiziksel eşikleri aşılıyor, demografik yapı bozuluyor. Yeni bir trafik ve alt yapı sorunu yaratılıyor. Bütünlüklü bir planlama yerine parçacı bir anlayışla yapılar yıkılıp yeniden yapılıyor.

  Kentlerimiz inşaat projelerinin birer "arazisi" haline dönüştürülmektedir. Ormanlarımız ve su havzalarımız büyük ölçü de zarar görmüş, toprağın drenaj sistemi bozulmuştur. Yağan yağmur suyunu alacak toprak kalmamıştır. 

    Ayrıca; pek çok kentimizde bir afet sonrası halkın toplanacağı alanlara binalar yapıldığı, yerleşime açıldığı bilinmektedir. Kentlerde afet sonrası toplanma yerleri var mıdır? Var ise vatandaş bunu bilmekte midir?

     Değerli Kamuoyu,

  Bizler, TMMOB`ye bağlı meslek odaları her zaman ve zeminde bu olumsuzlukları saptayıp gözler önüne sererek halkımızın dikkatini çekmeye çalıştığımızda yönetenler tarafından siyaset yapmakla, muhalif olmakla suçlanmışızdır. Meslek Odalarımızın toplumsal yaşamda büyük bir öneme sahip olmaları göz ardı edilemez. Bu nedenle üyelerimizden aldığımız gücümüzü kırmak, desteksiz bırakmak, deyim yerindeyse köşeye sıkıştırmak için yönetenler mesleki alanımıza ilişkin mevzuatta kabul edilemez köklü değişikliler yapmışlardır. 

    Meslek Odaları, Halkına ülke gerçeklerini anlatırken diğer taraftan; üyelerinin denetlenmesini, sicillerinin tutulmasını, mesleki faaliyetlerini kayıt altına alarak etik ve ahlaka uygun bir hizmet yapmalarını sağlamak çabası içindedir. İktidarın meslek Odası ile üyeleri arasındaki bağın koparılması için yaptığı mevzuat değişiklikleri hizmet kalitesini oldukça düşürmüştür.

   Marmara Depreminin 18. yılında bir kez daha hatırlatmak gereğini duyuyoruz; kent politikaları, yapılaşma; bilime, tekniğe ve akla uygun bir perspektifle, rant için değil, toplum yararı için yapılmalıdır.

    Sonuç Olarak; 

   Ülkemiz toprakları büyük ölçüde deprem tehlikesi altında bulunuyor. Nerede ise her gün ülkemizin bir yerinde bir deprem yaşıyoruz. Yapılarımızın önemli bir kısmı kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir. Orta ölçekli depremler de bile yapılarımız hasar görüyor can kayıpları oluyor. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gerekleri yapılmıyor. 

  Bilimin, tekniğin ve insan yaşamının dikkate alındığı bir kentleşme ve yapılaşma yerine, kişi ve grup çıkarlarına dayalı bir yapılaşma anlayışı kentlerimizi yaşanmaz bir hale getiriyor. Ormanlar, ağaçlar, yeşil alanlar, su havzaları, park ve bahçeler yok edilerek kentlerde boş alan bırakılmıyor. Kentlerimiz, küresel iklim değişikliklerinin etkisi altına sokularak afetlere açık hale getiriliyor. Güvenli yapı ve yaşanabilir bir çevrenin yaratılması önceliklerimiz arasında yer almıyor.

   Afet, bir doğa olayının kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır. Doğanın kendi kuralları her zaman işleyecektir. Önemli olan yaşanacak olayları afete dönüştürmeyecek yapıların üretilmesi ve sağlıklı bir çevrenin yaratılmasıdır.

   Biz inşaat mühendisleri olarak geleceğe endişeyle değil, güvenle bakmak istiyor ve bu isteğimizin her zaman arkasında olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Çünkü toplumsal duyarlılığımız, yaşamın kutsallığına olan inancımız, bilimsel ve mesleki gerçeklikler bunu gerektiriyor. Bunlar yapılmadığı takdirde sürekli olarak acı çekmeye devam edeceğiz.   Saygılarımızla…

 

17 Ağustos 1999 Depremini unutmadık unutturmayacağız!

 

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu



Okunma Sayısı: 24

Eskişehir Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır